Çetin Altan 22 Temmuz Köşe Yazısı

Kullanıcı avatarı
Elif_Ce
8.Seviye Üye
Mesajlar: 4792
Kayıt: 20 Ara 2009, 17:17

Okunmamış mesaj

Kara kutu
Hafta başından beri, evden dışarı çıktığımız yok Göztepe’de.
“Çöl sıcakları” diye de adlandırılan kavurucu sıcaklar, bir çeşit “sokağa çıkma yasağı” ilan ettiler sanki bize...
* * *
Sabahları yazı çalışmalarından sonra, evden çıkıyorduk da gezmeye mi gidiyorduk?
* * *
Tümden bir ömür boyu, yazılarla da dudak dudağa öpüşen İstanbul yaşamlarının, artık nasıl satırlarla da kucaklanamayacak bir değişim ve dağınıklık içine üfürüklendiğini seyrederken, biraz da dinlenmeye gidiyorduk.
* * *
Dışarıda çalışanlar evde dinlenirler; bendeniz ise, geçmiş yılları da sürekli emzirmiş olan bir dünyanın, kuytu bir köşesine döndüğümde, kurtulabiliyordum biraz, beynimdeki yaramaz “hoptinihop”lardan...
* * *
Ah o yaramaz “hoptinihop”lar...
İşte onlardan biri; unutulmuş eski bir halk deyimi:
-Bir musibet, bin nasihatten evladır.
* * *
Acaba ne kadar öyle, ne kadar değil?
Politikada başı belaya girmiş olanlar, bir daha hiç mi bulaşmıyorlar politikaya örneğin?
* * *
Bir de Gazi’nin, resmi bayramlarda kurulan “zafer takları” ile üniversite kapıları üstüne hiç yazılmamış, ünlü bir sözü var:
-Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır...
* * *
Birileri çıkıp da, son 90 yılda söylenmiş “siyasetçi yalanları”nın bir dökümünü yapsaydı; zeki ve çalışkan Türk milletinin, nasıl kazıklanmış olduğu da çıkmaz mıydı ortaya?
* * *
Sadece uçaklarda mı var, “kara kutu”lar; futboldaki “şike” krizinde yok mu; iç ve dış politikalarıyla, savunma politikalarında yok mu; üstünde sadece, bastıra bastıra Prof. Eser Karakaş’ın durduğu “uyuşturucu kaçakçılığı”nın, nerelere kadar uzandığı bulmacasında yok mu?
* * *
Hafta başından beri evde kapalı kalınca; peş peşe bir yığın film izlemekten başka, nasıl oyalanacağını da pek bilemiyorsun.
Ve devreye giren o yaramaz “hoptinihop”lar.
* * *
Hele hele bir de aklın, son 90 yıldaki “kara kutular”a takılırsa?
Kendi kendini de:
-Onlar geçmişte kaldı, diye kandıramazsan...
* * *
Gerçi geçmişin anılarıyla oyalanmak da, bir avuntu çaresi ama...
Tuhaf bir büyüsü vardır geçmişle oyalanmanın da... Hafıza kendiliğinden süslemeye başlar geçmişteki anıları...
* * *
Bir anda “zaman” geriye sarılmaya ve o anılar yeniden yaşanmaya başlasa...
* * *
Acaba gerçekten, özlemi çekilecek kadar güzel miydi o anılar?
Louis de FunÈs’in “Lahana çorbası” filminde, pek komik bir biçimde canlandırılıyor bu soru.
* * *
Bir uzaylı, ilişki kurduğu bir ihtiyarın, kendisine ikram ettiği ve pek beğendiği “lahana çorbası”nın karşılığını ödemek için, ihtiyarın çok sevdiği ve 60’ında biraz erken öldüğünden, her gün mezarına çiçek götürdüğü karısını, yeniden canlandırıyor.
* * *
Ancak ihtiyarın çok sevdiği karısı, 20 yaşında olarak canlanıyor yeniden...
* * *
Yıkık dökük bir barakada oturan ihtiyar bir adamcağız ve yeniden canlanan 20 yaşındaki çok sevdiği karısı...
* * *
20 yaşındaki kadın, ihtiyarlamış kocasını hiç umursamadan, motosikletli bir delikanlıyla kaçıp gidiyor...
* * *
Hafızaların süslediği eski anılar, aslında yaşlıların özlediği bir “gençlik”ten ibaret...
* * *
Picasso da sevmezmiş eski anıları...
Ömrünün ölmüş bir bölümünün, mezarlarına bakmak gibi gelirmiş ona; eski anılar, eski fotoğraflar...
* * *
Şu anda bendenizin yazı masasının yanında da, bir “kara kutu” duruyor.
Altı da, üstü de, kıyıları da birbirine eşit; 5 cm büyüklüğünde dört köşe bir siyah kutu...
* * *
İnce ve gizemli bir esprinin de sanatsal bir kadını olan, sevgili Şafak Barış; bendenize bir hediye olarak getirdiği o siyah kutuyu, önüme koyarken sordu:
-Bil bakalım bu nedir?
* * *
Tahminler yürütmeyi uzatmadan:
-Bilemiyorum, dedim.
* * *
O siyah kutu, kadransız bir saatti.
Sadece üstüne dokunulduğunda, kırmızı sayılar yanıyor ve elektronik olarak gösteriyordu o andaki saatin kaç olduğunu...
* * *
Ne geçen dakikaları görüyordun o saatte, ne zamanın nasıl geçtiğini...
* * *
Sevgili Şafak’a teşekkürler ettim.
Yaşadığın anı göstermekten ibaret bir “siyah kutu”; “siyah kutular”ın en gerçeğiydi ve rastlanmayacak türden bir hediyeydi.
* * *
Canım dışarı çıkmayı da çekiyor, ama bakalım Solmaz ne diyecek?

“Günlük Gazete Başlıkları” sayfasına dön