5 Temmuz 2011 Güneri Cıvaoğlu Köşe Yazısı

Kullanıcı avatarı
Elif_Ce
8.Seviye Üye
Mesajlar: 4792
Kayıt: 20 Ara 2009, 17:17

Okunmamış mesaj

İÇTÜZÜK maddelerinin çoğu “çıkmaz” levhalarına uzanan sokaklarına dalmıyorum.
Demokrasiyi içselleştirmenin ve çözüm için siyasi kararlılığın gücüne inanıyorum.
Ve...
İnanıyorum ki...
Bazen “zamanı zamana bırakmak” gerekli olur.
Meclis’teki “yemin düğümü” için de “hemen çözüm olmadı” diye umutsuzluğa düşülmesin.
Çok da uzun olmayan bir süreçte sorunun hal yoluna gireceğini söyleyebiliriz.
“Neyin olabileceğini görmek için önce nelerin olamayacağı görülmelidir” söylemi bu sürecin tanımıdır.
Yani...
Yemin etmeyen CHP’li seçilmişlerin içtüzük gereği 5 oturum sonra milletvekilli statülerini yitirmeleri... TBMM’de oylanarak bu durumun karara bağlanması... Yasalar nedeniyle zorunlu olarak onların yörelerinde “ara seçimler” yapılması... CHP’nin daha az sayıda milletvekili çıkarması...
Bunların olmayacağı açıktır.
O halde şöyle veya böyle “yemin krizini” aşacak formül bulunacaktır.
Şimdilik henüz “nelerin olamayacağını görmek” aşamasındayız.
Başbakan Erdoğan’ın “göreceksiniz, tükürdüklerini yalayacaklar” söylemi CHP’nin manevra alanını daha da daralttı ama Türkiye demokrasisi bir “çıkış” bulmak zorunda.
TBMM’nin yeni Başkanı Cemil Çiçek çıkışın rehberi olabilir. (Kutluyorum.)
Meclis’in kıdemli üyesidir.
Sorunların üstesinden gelme deneyim birikimine sahiptir.
Onun bu konuda “istekli olduğu” hissediliyor.
Dün Meclis başkanlık kürsüsünde “teşekkür konuşması” yaparken “Parlamentoyu çözümün adresi haline getireceğiz” sözü bunun işareti.
Çiçek göreve başlaması nedeniyle siyasi partileri ziyaret edecek.
AK Parti ve CHP yöneticileriyle elbette “yemin krizi” gündemin birinci sırasında yer alacak.
Çiçek’in “çıkışa” uzanan yola ilk zemin taşlarını bu ziyaret turunda döşemesi sürpriz olmaz.
“Zamanı zamana bırakmak” bir şeydir, “zamanı sonsuzluğa koyuvermek” ise bir başka şey.
Çiçek’in “çözüm” için önündeki süre “yeteri kadar uzun” ama “gereği kadar da kısadır.”
“Çözümün” zaman ötesinde bir başka parametresi daha oluştu; “CHP için, işte tükürdüklerini yaladılar” dedirtmeyecek bir formül de üretebilmeli.



REFERANDUM DEĞİL SEÇİM BU...
12 Haziran 2011 Pazar günü kurulan sandıklar “referandum” için değildi.
O gün “seçim” yapıldı.
Toplum “seçilen kişiler, TBMM’ye gitsinler, milletvekili olarak çalışsınlar, milletin vekilleri olarak görev yapsınlar” diye oy verdi.
Milyonların oyları “bu seçtiklerim maaşları, yollukları ceplerine koyup İstanbul, Diyarbakır cezaevlerinde yatsınlar” diye verilmedi.
Seçilenler de zaten adaylıklarını koyarken “TBMM’de milletin vekilleri olarak hizmet etmeyi” amaçlamışlardı.
AİHM’den başlayarak hukuk sistemlerinin bel kemiği budur.
“Efendim yargı” mazeretlerini dinliyoruz.
Bir hukukçu olarak itirazlarım var ama sonuçta yargıya ve kararlarına saygılıyım.
Fakat...
Hukukun bel kemiği çarpılmaya zorlanıyorsa bunu siyasi irade yasalarda değişiklik yaparak giderebilir.
Meclis’i oluşturan 3 muhalefet partisi yargıyla, hukuk sistemimizin hiyerarşide doruğu olan AİHM arasındaki farklılığın altını çiziyor.
“İktidar çözüm için yasa değişiklikleri getirsin oy verelim. İttifakla geçsin” diyor.
Ne var ki iktidar partisi AK Parti duvarları sanki “ses geçirmez” malzemeyle yapılmış.
Muhalefet çağrılarına cevap yok.
Adeta “biz yüzde 50’nin bir çıt daha fazlası oy aldık. Bizim dediğimiz dediktir” havasında.
Bakınız...
Yazının girişinde belirttim, bir kez daha vurguluyorum.
12 Haziran’da yapılan, “referandum değil, seçimdi. Seçimin fonksiyonu ise sandıktan çıkanların hapishanelerde yatırılması değil oy verenleri temsilen TBMM’de yasama görevi yapmasıdır.”



UÇAĞIN LASTİKLERİ
ATLASJET uçağıyla cumartesi Bodrum’a uçtum.
Uçak havalanmadan, pistte ilerlerken ön lastiklerine madde battığı için, teknik onarım nedeniyle bir süre bekledik.
Medya ve sosyal medyada arkadaşlar haber yapmış.
“Benim de yolcular arasında olduğumu yazmışlar.”
Olumsuz bir görüntü.
Bari devamını da ben yazayım.
Önce belirteyim ki şu yaz aylarında, böyle bir ufak kaza yüzünden değil sırf operasyonel nedenlerle başka şirketlerde birkaç saatlik gecikmeler oluyor.
Örneğin, geçen hafta Antalya’dan uçacak bir arkadaşım terminalde 5 saat beklemiş.
Fatih Çekirge dostum da köşesinde kendisinin uçakta nasıl bekleme azabı çektiğini yazdı.
2 saat beklemek de elbette tatsız.
Hele arkadaşlarımın Bodrum Mehmedof’ta rakıyı açtırdıklarını, balıkları seçtiklerini, mezeleri donattıklarını bilerek beklemek daha da zor geliyor.
Ama görünmez kaza, elden ne gelir.
Uçuş ekibinin kimse günahını almasın.
Yolculuğumuz huzurlu geçti, servis kaliteliydi, tereyağından kıl çekercesine Bodrum’a indik.
Bunu da söylemek lazım.

“Günlük Gazete Başlıkları” sayfasına dön