Türkiye'de Turizm

Kullanıcı avatarı
SeGe
7.Seviye Üye
Mesajlar: 1314
Kayıt: 05 Ağu 2008, 13:25

Okunmamış mesaj

Turizm, yerli ve yabancı gezgin ve turistlere hizmet üreten bir sanayi dalıdır. İki kategoriye ayrılır:

Dış Turizm: Ülke milli sınırlarının içine giriş ve çıkış anlamına gelmektedir.
İç Turizm: Ülke fertlerinin aynı ülke içindeki çeşitli bölgelerde yaptığı gezintileri anlatan bir kavramdır.

Ayrıca,turizm olayını meydana getiren fertlerin gayelerine göre spor, sağlık, kongre ve öğrenci turizmi adında çeşitli bölümlerden oluşur.

Türkiye’de turizm 24 Mayıs 1949 gün 5392 sayılı Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü Kanunu’nun hazırlanıp kabul edilmesiyle hareketlendi. İlk önce Turizm ve Danışma Büroları kuruldu. Birçok turizm derneği ve seyahat acenteleri faaliyete başladı. 1971 Anayasası ile turizm maksadına elverişli sahaların kamulaştırılmasıyla ilgili esaslar da getirilince, kendi imkanları sağlanması ve teşvik çalışmaları konuya daha tesirli neticeler sağladı. Turizm endüstrisini teşvik kanununa göre, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı tarafından otel, pansiyon, gazino, lokanta, plaj, kamp, eğlence yerleri, spor ve avcılık tesisleri, kaplıcalar, dinlenme ve tedavi kurumları gibi yerler turistik müessese olarak tespit edilerek Turizm Müessesesi Belgesi verildi. Turistik belgeyi alan müesseselere vergi ve harçlardan muafiyet, yabancı işçi çalıştırma izni, uzun vadeli kredilerle kamulaştırılmış arazilerin satın alınabilmesi gibi kolaylıklar sağlanmıştır. Turizm belgesi alan müesseseler, değişik zamanlarda teftiş edilerek kanuna aykırı tatbikatlarda bulunan müesseselerin turizm belgeleri iptal edilerek kademeli müeyyidler de uygulanmaktadır. Bütün bu işlemler T.C. Turizm Bankası aracılığı ile yürütülür. Turizm müesseselerinin yapım, onarım, geliştirme ve teçhiz masraflarını ise İller Bankası takip ve tahsil etmekle yükümlüdür.

Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın yurt dışında da faaliyetlerini sürdürmesi için merkezleri Beyrut, Brüksel, Cidde, Frankfurt, Karaçi, Londra, New York, Paris, Roma, Stockholm, Tahran ve Viyana’da bulunan Taşra teşkilatları da vardır. Türkiye’yi turizm yönünden yabancılara tanıtmak, turistlerin turistik imkanlardan istifadesini kolaylaştırmak için de Turizm Kurumu ayrıca faaliyet göstermektedir.





TÜRKİYE'NİN BÖLGELERİ




İki kıta üzerinde yer alan, 4 mevsimin doyasıya yaşandığı cennet ülke... İster sanat, ister tarih, ister arkeoloji ya da doğa tutkunu olun, Türkiye'de dolaşırken arzuların ve umutların da ötesinde mutluluğu hissedeceksiniz. Dört denizin birden çevrelediği Türkiye; bol güneşli, birbirinden güzel 8000 km'lik sahillerini size cömertçe sunar. Bitki örtüsü ve hayvan türleri açısından son derece zengindir. Büyülüyeci yirmi kadar uygarlık bu ülkeyi, bir bölümü hala keşfedilmeye çalışılan 10.000 yıllık geçmişin varisi kılmıştır. Bu topraklar, tanrıça ve tanrı heykelleri, tapınakları, tiyatroları, agoraları, kiliseleri, camileri, türbeleri, medreseleri, sarayları ve kervansarayları ile geçmişi her an yaşar gibidir. Bu ülke insanlarının günlük yaşamları, tüm diğer değerler ile bütünleşerek mükemmel bir ortam oluşturur.


akdeniz
Görkemli Toros Dağlarının güneyinden itibaren ender güzellikteki manzaraları, ince kumlu plajları, sahillere gizlenmiş koylarıyla, sakin ören yerleri ve çekici tatil merkezleriyle Akdeniz kıyıları uzanmaktadır. Burada mitoloji ve tarih iç içedir. Bununla ilgili olarak çok sayıda mitolojik öykü anlatılmaktadır. Bunlardan çok popüler olan ikisi şöyledir: Antalya'nın batısındaki dağlarda ağzından ateş püsküren canavar Kimera yaşamaktadır. Lidya'lı kahraman Bellerofontes kılıcını çekerek Kimera'nın başını keser. Olimpos Dağı'nın (Tahtalı Dağ) güneydoğu eteklerinde topraktan yükseldiğini gördüğünüz alevin hala Kimera'nın ağzından çıktığı söylenegelir. Diğer biri ise, tüm güzel sanatların tanrısı Apollo'nun yaşadığı talihsiz aşklardan birisiyle ilgilidir. Apollo, Dafne adında güzel bir kıza aşık olmuştur. Ancak kız, onun aşkına karşılık vermemiştir. Apollo, Antakya yakınlarında Dafne'yi kovalarken Dafne'nin ayakları yere ağaç olarak kök salmış, elleri kolları ve tüm bedeniyle birlikte defne ağacına dönüşmüştür.

Dinsel tarih kaynaklarına göre Aziz Paul Tarsus'ta doğmuştur. Yine efsanevi kutsal Noel Baba Patara'da doğmuş, bugünkü Kale'de yaşamış ve ölmüştür. Ege gibi Akdeniz kıyıları da antik kalıntılarla doludur. Antalya'nın batısındaki antik Likya bölgesinde Termessos ve Arikanda gibi eşsiz güzellikteki antik dağ kentlerinden başka Olimpos, Kale, Kekova ve Kaş gibi sahil kentleri de bulunmaktadır. Akdeniz Bölgesi’nde sekiz il yer alır. Bunlar; Adana, Antalya, Burdur, Hatay, Isparta, İçel, Kahramanmaraş ve Osmaniye'dir. Antalya'nın doğusunda, eski adıyla "Pamfilya" olarak bilinen kıyı ovasında Perge, Aspendos ve Side gibi antik kentler yer alır. Türkiye'nin en önemli turizm merkezi Antalya, batıda dağlara doğru uzanan Konyaaltı ve doğudaki Lara plajlarıyla Akdeniz'in en önemli şehirleri arasındadır. Palmiyelerle çevrili caddeleri, bakımlı parkları, geceleme olanakları, restoranları, gece eğlence yerleri ve sempatik marinasıyla çekici bir tatil şehridir. M. Ö. II. yüzyılda kurulan şehrin sembolü, Selçuklulardan kalma Yivli Minaredir. Aşağı Düden Şelalesi, Antalya'nın doğusunda, kayalar üzerinden denize akmaktadır. Antalya'nın batısında ise, çam ormanları ve dağlarla çevrili kumsal plajlarıyla ünlü sevimli tatil beldesi Kemer bulunmaktadır.

Bunu; portakal, limon ve muz bahçelerinin ortasında, görkemli Toros dağlarının güney eteklerinde bulunan panoramik liman şehri Alanya takip eder. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın kışlık ikametgahı olarak kullandığı Alanya, yine o devirden kalma, zamanına göre en gelişmiş şekilde yapılmış tersanesi, XIII. yüzyıldan kalma iyi korunmuş kalesi ve şirin plajlarıyla ünlüdür. Anamur yakınında iki plaj arasında bulunan Orta Çağadan kalma kale, ihtişam bakımından diğerlerinden aşağı değildir. Anamur'dan Silifke'ye giden yol, sonsuz kıvrımlarla eşsiz güzellikteki kıyı manzarası içinden geçip gitmektedir. Narlıkuyu yakınlarındaki çöküntü mağaraları "Cennet ve Cehennem" diye isimlendirilmiştir. Geniş bir alanı kaplayan "Cennet Mağarası" aynı zamanda bir küçük kiliseyi de içinde bulundurmaktadır. Orta Çağdan kalma Korykos kalesinin karşısında, kıyıyla birleşmiş bulunan Kızkalesi yükselir.

Mersin yolu üzerindeki sürprizlerden ikisi Kanlıdivane ve Viranşehir isimli Roma şehirleridir. Mersin, sahil promenad bulvarlarıyla, sevimli parklarıyla, ticari limanıyla ve serbest bölgesiyle modern Akdeniz şehirlerinden birisidir. Tarsus'un doğusunda bulunan Çukurova, özellikle pamuk yetiştirme açısından bereketli bir tarım alanıdır. Bu ovanın ortasında, çok çeşitli tekstil tesislerine sahip, zengin Adana şehri bulunmaktadır. Bu bölgenin doğusunda bulunan Dörtyol (Issos) Ovasında, Büyük İskender'in Pers Kralı Darius'u yendiği bilinmektedir. Onun bu zaferi kendi adıyla anılan liman şehri İskenderun'un kurulmasına vesile olmuştur. İskenderun'un güneydoğusundan itibaren yol, Belen Geçidi üzerinden Antakya'ya uzanır. Aziz Petrus tarafından kurulan ilk Hıristiyan komün, Antakya'ya dinsel bir önem de kazandırmıştır. İlk vaazlar şehrin dışındaki bir mağarada verilmiştir. Burası, bugün bir hac yeri olarak ziyaret edilmektedir. Ayrıca Antakya, içinde ender güzellikteki mozaiklerin sergilendiği bir müzeye de sahiptir.

Kahramanmaraş ise Akdeniz bölgesinin diğer bir "keşfedilmeyi" bekleyen ilidir. Özel üretilen salep ile manda veya keçi sütünden yapılan dünyaca ünlü dondurması, kırmızı toz, pul ve yaprak biberleri, yöre iller mutfaklarını andırsa da çok ince nüanslarla özgünleşmiş mutfağından süzülen farklı lezzetleri, Osmanlı döneminde ünü imparatorluk içinde yayılan sırma, saraç, bakır işleri Kahramanmaraş'ta hala yaşamaktadır.


ege
Anadolu en güzel manzaralarını Ege kıyılarında sunar, dersek abartmış olmayız. Heredot'un deyimiyle "Dünyanın en güzel gökyüzüne ve en iyi iklimine sahip" Ege kıyıları boyunca körfezler ve yarımadalar, koylar ve plajlar peş peşe sıralanır. Asırlar boyu sayısız mitolojik olaylarla iç içe yaşamış bu bölgede, adım başına tiyatroları, tapınakları, agoraları ile ünlü antik kentlere rastlarsınız. Homer'in ölümsüzleştirdiği Truva, büyük bir devletin başkentliğini yapmış olan ve zamanının kültür ve sanat merkezi Bergama, tanrıların kutsadığı bu topraklar üzerinde yer alır. Ege Bölgesinde yer alan iller Afyon, Aydın, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla ve Uşak'tır.
Güzel denizi ve şifalı sularıyla Akçay ile çam ve denizin kaynaştığı nefis bir manzara içindeki Ayvalık, "Zeytinlikler Rivierası" adı da verilen Edremit Körfezi'nde yeralır. Körfez sahillerinden güneye indiğinizde, Dikili ve Çandarlı gibi sayısız güzel tatil yerlerinden geçerek bir zamanlar kahraman Türk denizcileri ile ün salmış Foça'ya varırsınız. Lidya kralı zengin Kresus'un başkenti Sart'ı görmek isterseniz sahilden iç kesime yönelmeniz gerekir. Kendi adını taşıyan körfezin içine yerleşmiş olan İzmir, modern ve hayat dolu bir kenttir. İzmir aynı zamanda işlek bir ticaret merkezidir. Cıvıl cıvıl olan alışveriş merkezinde dolaşmak size keyif verecektir. İzmir'in batısında nefis renkli denizi, plajları ve termal merkezleriyle Çeşme yarımadası uzanır.
Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer alan Efes, Roma devrinde dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Tüm İon kültürünün zenginliklerini bünyesinde barındıran Efes, yoğun düşünsel etkinliklerle de adını duyuruyordu. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı, heykeller, tapınaklar, tiyatrolar, çarşılar, kütüphaneler, bu antik kentin ününü simgeleyen mimari eserlerdir. Daha güneyde, Milet'li büyük mimar Hippodamos tarafından yaratılan geometrik planı ile Priene antik şehrine rastlayacaksınız. Milet, çağının büyük bir ticari ve düşünce merkezi idi ve burada bilim, önemli ilerlemeler kaydetti. Didim, antik kent olmamakla birlikte Apollo'ya adanmış görkemli tapınağı ile ünlenmiştir.
İzmir-Antalya yolu üzerindeki Aphrodisias (Geyre) önemli bir kültür ve sanat merkezi idi ve heykelcilik okulu ile ün yapmıştı. Aynı yol üzerindeki dünyaca tanınmış Pamukkale'ye uğramadan geçeceğinizi düşünemiyoruz. Oluk oluk akan kalsiyum yüklü sıcak sular, zamanla bu doğaüstü manzarayı oluşturmuştur. Dünyada bir eşine daha rastlanmayan bu oluşumu izlerken havuzlarındaki şifalı sularında banyo yapmanız da mümkündür. Antik Hierapolis'in kalıntıları bu kalsiyum teras yığınının arkasında yer alır.
Ege Bölgesi'nin güneyinde çok sevilen tatil yerlerinden ilk akla gelenler Bodrum, Marmaris, Datça, Köyceğiz ve Fethiye'dir. Bodrum (eski Halikarnas), Heredot'un anavatanıdır; buradaki kral Mausolos'un mezar anıtı dünyanın yedi harikasından biri sayılmaktadır. Modern bir marinaya sahip olan Marmaris etrafını çevreleyen yeşil dağ ve tepeleriyle, pırıl pırıl deniziyle çok cazip bir tatil yeridir. Marmaris, yakınlarında çiçeklerle bezeli Datça, biraz daha ileride doğal kırlarıyla Köyceğiz Likya Mezarları ve Ölü Denizi ile Fethiye sonsuz mavi bir denizin ve uçsuz bucaksız kum cennetinin üzerinde sıralanırlar.

karadeniz
Yemyeşil ormanlarla kaplı dağlar, vadiler ve ovalarla uzayıp giden sahiller... Çay, fındık, tütün ve mısır yetiştirilen tarım alanları, dağların genelde denize dik alarak indiği dar sahil bandına paralel olarak uzayıp giden karayolu, koylar, balıkçı köyleri ve plajlar... Karadeniz Bölgesi'nde yer alan iller Amasya, Artvin, Bolu, Çorum, Düzce, Giresun, Gümüşhane, Kastamonu, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon Zonguldak, Bartın ve Karabük'tür.
Yeşili doyasıya görebileceğiniz bu şirin bölgemizde geziye, köpüren denizi ve uçsuz bucaksız fındık bahçeleriyle Akçakoca'dan başlayabilirsiniz. Sanayi kentleri Ereğli, Zonguldak, Karabük ve iç kesimde yer alan Türk Mimarisi'nin birbirinden güzel örnekleriyle dolu Safranbolu'dan ve işlemeli bastonlarıyla ünlü Devrek'ten söz etmeden geçmeyelim. Sahile inildiğinde nefis tatil yerlerinden bazıları olan İnkum, Amasra ve Çakraz'a gelirsiniz. Cide ve İnebolu'dan geçip Sinop'a yaklaşırken, belki de zihninizden, ormanlar içinde hala Amazonlardan izler var mıdır düşüncesi geçer. Mitolojik verilere göre, Amazon adı verilen savaşçı kadınlar bu bölgede yaşamış. Sinop ilimiz adını, bir Amazon kraliçesi olan Sinope'den almıştır. Bu kent filozof Diyojen'in doğum yeri olup, rüzgarlara kapalı doğal koylarıyla Karadeniz'in en güzel tatil yerlerinden biridir.
Samsun Karadeniz'in en büyük limanı, sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Bağımsızlık savaşımızın ilk güneşi de buradan doğmuştur. Samsun, Trabzon arasındaki sahilin en belirgin özelliği çok geniş alanları kaplayan fındık bahçeleridir. Samsun'un doğusunda yer alan Ünye ve Fatsa doğa güzellikleri, plajları, otel, kamping ve restoranlarıydı ünlü tatil merkezleridir. Ordu, yeşillikler içinde, kilometrelerce uzayan fındık bahçeleriyle kaplı şirin bir Karadeniz şehridir. Yüksek, kayalık bir yanmada üzerinde kurulu Giresun Kalesi bir taç gibidir. Kaleden Giresun kentinin doğu ve batı sahil kordonlarının görünümleri eşsiz güzelliktedir. Tarihte ilk defa Romalı General Lucullus, kirazı Giresun'da görerek yemiş, sevmiş ve Avrupa'ya götürmüştür.
Karadeniz sahillerinin diğer büyük ticari liman kenti Trabzon'dur. İran transit yolunun başlangıç noktası olup, Karadeniz'e kıyısı olan diğer ülkelerin limanlarıyla da bağlantısı mevcuttur. Trabzon Kalesi masa şeklinde bir alana kurulmuştur. Kale çevresinde gelişen şehirdeki mimari eserler, Bizans, Kommene ve Osmanlı dönemlerinde yapılmıştır. Trabzon'daki en önemli yapı Ayasofya Müzesi'dir. İçi çeşitli fresklerle bezeli müzenin dış cephesinde rölyefler bulunur. Şehri kuşbakışı olarak gören Boztepe Parkı ve Atatürk Köşkü'nden panoramik görünümler eşsiz güzelliktedir. Maçka yakınlarında Altındere Milli Parkı içinde Sumela Manastırı bulunur. Altındere Vadisine bakan yüksek yamaçlarda yer alan Sumela Manastırı XIV. yüzyılda III. Alexius tarafından kurulmuştur. Manastır içinde çeşitli odalar, kilise, kütüphane ve ayazma bulunmaktadır.
Rize çevresi Türkiye'nin en yoğun yağış alan bölgesidir. Yeşilin her tonunun görülebildiği çevrede, setler üzerinde çay ekim alanları yer alır. Türkiye'nin çay üretim merkezi olan Rize Kenti'nin Ziraat Parkı'ndan görünümü adeta bir cenneti andırır. Hopa, Türk-Rus sınırından önce Karadeniz'deki son limanımızdır. Hopa'nın güneyinde Artvin İli yer alır. Artvin, Çoruh Nehri Vadisi'ne yükseklerden bakan teraslarda kurulmuştur. Yaylalarıyla ünlü Artvin çevresinde Gürcülerden kalma müze ve kiliseler bulunur. Vahşi güzelliklerle dolu Çoruh, nehir sporları için idealdir.


içanadolu
Türkiye'nin merkezinde bulunan İç Anadolu Bölgesi çeşitli güzellikleri bünyesinde barındırır. Geçmişte çeşitli büyük kültürlerin yaşandığı bu bölge bugün modern Türkiye'nin politik merkezidir. Bölgede yer alan iller Ankara, Çankırı, Eskişehir, Kayseri, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Yozgat, Aksaray, Karaman ve Kırıkkale'dir. Başkent Ankara, İç Anadolu Bölgesi'nin merkezinde yer alır. Ankara'nın en görsel yapısı Atatürk için yaptırılmış olan Anıtkabir'dir. Atatürk, İstiklal Savaşını gerçekleştirerek çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, Ankara'yı başkent yapmıştır. Ankara modern bir şekilde planlanmış ve gelişmiştir. Burada bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi Türkiye'nin en zengin müzelerindendir. Müzede, Anadolu Medeniyetleri'ne ait eserler M. Ö. 50.000'den başlıyarak, periodlar halinde M. S. II. yüzyıla kadar sergilenir.
Ankara çevresinde Anadolu Medeniyetlerinin önemli yerleşim bölgeleri bulunur. M.Ö. 2000 yıllarında Kafkasya'dan Anadolu platosuna gelen Hitit'ler, Anadolu'da sınırları Karadeniz'den Akdeniz'e ve Ege'den doğuya kadar uzayan Anadolu bütünlüğünü tarihte ilk olarak Hitit İmparatorluğu adı altında kurmuşlardır. Hitit İmparatorluğu'nun başkenti Hattuşaş (şimdiki Boğazkale) ve ikinci büyük kenti Şapinuva Ankara'nın kuzeydoğusunda Çorum ilinde bulunur. Büyük surlarla çevrili olan Hattuşaş bir tapınaklar şehridir. Şehrin yakınında bulunan Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı'nda tüm Hitit tanrıça ve tanrılarının rölyefleri bulunur. Yazılıkaya önemli bir Hitit panteonudur. Hattuşaş yakınlarında bulunan diğer önemli bir Hitit yerleşim merkezi de Alacahöyük'tür. Alacahöyük özellikle şehir giriş kapısında yer alan sfenksleriyle tanınır.
M. Ö. 120Ü yıllarına doğru Frigyalı'lar Trakya'dan Anadolu Platosu'na gelmişlerdir. Ankara'nın batısında, Polatlı yakınlarında yer alan Gordion, Friglerin başkenti idi. İnanışlara göre Büyük İskender Gordion'daki kördüğümü çözerek Önasya'ya hakim olmuştur. Mitolojiye göre dokunduğu her şeyi altın yapan Frigya Kralı Midas'ın mezarı Gordion yakınında yer alır. Eskişehir ve Afyon yakınlarında Friglerce ait kentler ve tapınma merkezleri bulunmaktadır. Şimdi yönümüzü Toros Dağlarının kuzey eteklerinden başlayarak geniş bir alana yayılan bereketli Konya Ovası'na çevirelim. Bu ovada yer alan dünyanın en eski şehirlerinden birisi olan Çatalhöyük. Cilalı Taş Devri'nden kalmadır. Konya'nın güney doğusunda yer alan Çatalhöyük önemli bir kültür merkezi olmuş, kentte yaşayan sanatçılar kentin mabetlerini fresklerle bezemişlerdir. Konya ve çevresi daha sonraları, Kalkolitik, Bronz Devri, Hitit, Frig, Pers, Hellenistik, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır. M. S. XII. yüzyılda Konya Selçuklu Devleti'nin başkenti olmuş ve tüm bölge böylelikle tarihinin en önemli kültürel Rönesans devrini yaşamıştır.
XIII. yüzyılda Konya, baştan aşağı Selçuklu mimari eserleriyle süslenmiştir. Felsefesini insan sevgisi üzerine kuran ve mistik dünyaya dervişlerin müzik eşliğinde dönerek yaptığı "Sema" ile ulaşılabileceğine inanan büyük Türk filozofu Mevlana, Konya'da yaşamış ve fikirleri burada gelişmiştir. Her yıl Aralık ayında, Konya'da Mevlana Haftası düzenlenir ve "Sema" gösterileri yapılır. Mevlana, Konya'nın sembolü olan Yeşil Türbenin içinde babası Bahaeddin Veled ile beraber yatmaktadır. Türbe çevresinde bulunan Dergah, Mevlana Müzesi olarak ziyaret edilmektedir. Konya'nın güneybatısında bulunan Beyşehir Gölü doğal güzelliklerle dolu, henüz keşfedilmemiş bir cennettir. Gölün güneybatısında yer alan Selçuklulara ait yazlık Kubad Abad Sarayı ile Kızkalesi Adası'nda bulunan Saray görülmeğe değer yapılardır. Beyşehir ilçesi içinde bulunan Eşrefoğlu Cami ve Türbesi, Selçuk ahşap mimari eserleri arasında önemli bir yer tutar.
Konya'dan çıkıp Akşehir'e doğru yola koyulduğunuzda yüzünüze tatlı bir tebessümün yayıldığını hissedersiniz. Zira Nasreddin Hocaya yaklaşıyorsunuz. Ünlü halk filozofumuz ve mizah ustamız Nasreddin Hoca (XIII. yy.), parlak zekası ve hazır cevaplığı ile sevilmiş, ince nükteler taşıyan ahlaki hikayelerinin ünü ülke sınırlarını aşmıştır. 1284 yılında Ölen Nasreddin Hocanın Türbesi bugün Akşehir'in en sembolik yapısıdır. Eskişehir yöresine yapacağınız gezi sırasında kuşkusuz dudaklarınıza Yunus Emre şiirlerinden dizeler dökülecek. Türkçe şiirin öncüsü bu dev şair, halkın sözcüklerini, halkın deyim ve kavramlarını öylesine sade biçimde kullanarak bize, tanrısal adalet, sevgi ve dostluk üzerine öylesine derin anlamlı mesajlar iletmiştir ki, onun Yunus Emre Köyü'ndeki mezarını ziyaret etmemek büyük bir eksiklik olur.


doğu ve güneydoğu anadolu
Yüksek dağ sıralarıyla, plato, ova ve golleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor, kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk kültürünün eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri bir film şeridi gibi gözler önüne serilmektedir... Doğu Anadolu Bölgesinde şu iller yer almaktadır; Ağrı, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van, Ardahan ve Iğdır. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ise Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Kilis illeri yer almaktadır.
Bölgede yer alan Sivas, Divriği, Erzurum, Batlalgazi, Harput ve Ahlat Selçuklu Türk kültürünün önemli sanat merkezleridir. Erzurum 1950 metre yüksekliğinde, geniş bir ovada yer alır. Kentte Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalma görülmeye değer medreseler, kümbetler ve camiler bulunur. Kuzeydoğuda sınır şehri Kars, kalesiyle ünlüdür. Kars yakınlarında yer alan Ocaklı (Ani) X. ve XI. yüzyıldan kalma mimari eserlerin bulunduğu tarihi bir kenttir. 5165 metrelik zirvesiyle Ağrı Dağı, inançlar açısından ayrıca özellik arz eder. Dini inanışlara göre, insan neslinin yok olduğu Tufandan sonra Nuh'un gemisinin Ağrı Dağı'na oturduğu ve suların çekilmesiyle Nuh'un ve ailesinin dağdan bereketli Iğdır Ovası'na İndikleri ve buradan da Anadolu'nun içlerine nehirler boyunca Özellikle Fırat ve Dicle Nehirleri boyunca nüfusları artarak yayıldıkları söylenegelir. Bu inanışa göre Iğdır, ikinci insan neslinin çoğalarak dünyaya yayıldığı yer olarak gösterilir. Görkemli yapısıyla Doğubeyazıt'a yükseklerden bakan İshak Paşa Saray Kompleksi, XVII. yüzyıl sonlarında Osmanlıların Bölge Valisi İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Saray Kompleksi son derece güzel bir konumda olup haremlik, selamlık, cami ve mutfak gibi ünitelerden oluşmaktadır.
Van Gölü Doğu Anadolu'nun güzellikler beldesidir. Bu güzellikleri izlemek için gölün çevresinde tam bir daire turu yapılırken güzel dağ siluetleri, koylar, plajlar, adalar, önemli Türk Kültür ve Sanat Merkezleri görülebilir. Gölün güneydoğu sahillerinde yer alan Van kenti aynı zamanda Urartu'ların başkenti idi. M.Ö. 1000 yıllarında Urartular tarafından yapılan Van Kalesi, devrinin canlı bir örneği olarak görülmeğe değer bir yapıttır. Van'ın güneyinde yer alan Edremit, plajları, kamping yerleri, restoranlanyla ünlü bir tatil merkezidir. Akdamar Adası'nda X. yüzyılda kilise olarak yapılmış Akdamar Müzesi bulunmaktadır. Güneydoğu Anadolu'da Mezopotamya Ovaları'na doğru akan Fırat ve Dicle Nehirleri çevrelerinde Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Şanlı Urfa ve Gazi Antep gibi bölgenin önemli kentleri bulunur. Bölge, Anadolu'nun en eski kültürel yerleşim merkezlerinin sahibidir. Diyarbakır'ın kuzeyinde yer alan Çayönü yörenin en önemli Cilalı Taş Devri yerleşim merkezidir. Diyarbakır Surları bazalt taşından yapılmış olup ülkemizin en uzun surları olma özelliğine sahiptir. Surların uzunluğu 5 kilometreyi geçmektedir. Mardin, geleneksel estetik mimarisini koruyan sayılı kentlerimizden biridir. Konumu itibariyle ve bozulmamış haliyle farklı bir beldedir.
Şanlı Urfa ve Harran, dini inanışlara göre Nuh soyundan gelen ve Dünyadaki büyük dinlerin babası olan İbrahim peygamberin yaşadığı kutsal yerlerdir. Şanlı Urfa'nın Bozova ilçesinde tamamlanan Türkiye'nin en büyük, dünyanın 4. büyük barajı olan Atatürk Barajı gölünün çevresi doğal güzelliklerle çevrilidir. Harran ovası geniş ekim alanlarıyla Türkiye'nin en verimli tarım ürünlerini yetiştiren bölgesi olacaktır. Gazi Antep, Güneydoğu Anadolu'nun en önemli sanayi ve tarım yöresidir. Gazi Antep'e kadar gelmişken ünlü kebaplarından, lahmacunundan, baklavasından ve ilginç bir sentez olan Gazi Antep mutfağına ait yemeklerden yemeden, yakınlarınız için bir kaç paket Antep fıstığı almadan ayrılacağınızı sanmıyoruz. Adıyaman'ın kuzeydoğusunda, Nemrut Dağı'nda Kommagene Kralı I. Antiokhos için yaptırılan Anıt-Mezar bulunmaktadır. Nemrut Dağındaki Anıt-Mezarın doğu ve batısında tören terasları ve bu teraslarda da dev tanrı heykelleri yer almaktadır. Nemrut Dağını görebilmenin en ideal zamanı gün batımıdır. Malatya, Aşağı Fırat Bölgesi'nde yer alan önemli bir sanayi ve tarım bölgesidir. Kayısısıyla ünlü ilimiz, Battalgazi ilçesinde bulunan ve XIII. yüzyılda yaptırılmış olan Ulu Cami, çinileriyim de ünlüdür.


trakya ve marmara

Boy boy tepeler, göz alabildiğine ayçiçeği tarlaları ve üzüm bağları. İşte Tür*kiye'nin Avrupa bölümünü oluşturan Trakya. Bu bölge Anadolu'dan, İstan*bul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı ile ayrılır. Avrupa'dan ge*lip Edirne'ye giren bir yolcu, önce Mimar Sinan'ın şaheseri Selimiye Cami ile göz göze gelir... Bu kent Osmanlı mimarisinin en özgün eserlerini bünyesinde barındırmaktan gurur duyar gibidir. Trakya ve Marmara Bölgesinde yeralan iller, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova'dır.
Marmara Bölgesi'nin hareketli bir geçmişi vardır : İsa'dan 481 yıl öncesinde, II. Med Savaşları sırasında, Pers Kralı Xerxes Çanakkale Boğazı'nın iki yakasındaki Abydos ve Sestos arasında gemilerle bir köprü oluşturmuştu. Olay yine Çanakkale Boğazında, Boğazın sularına gömülen Leander-Hera çiftinin dillere destan aşkları. Aynı boğazda Mustafa Kemal I. Dünya Savaşında düşman kuvvetlerine karşı ilk büyük zaferini kazanmıştı. Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.
Çevresindeki meyve ve sebze bahçeleri ile hareketli kent İzmit bugün bir endüstri merkezidir. Hemen yakınında halıları ile ünlü Hereke bulunur. Marmara Denizi'nin kuzey kıyılarında yer alan Gebze'nin zengin bir tarihi vardır. Osmanlılar dönemindeki çinileriyle ünlü İznik'te görülmeye değer. İpek diyarı Bursa, Osmanlı İmparatorluğunun ilk başkenti idi. Yeşil ile özdeşleşmiş olan bu kentimizde görülecek yerler; Yeşil Cami, Yeşi Türbe ve muhteşem bahçeleri, Ulu Cami, Emir Sultan ve Yıldırım Beyazıt Camileri, Etnografya Müzesi.
Türkiye'nin ilk kayak merkezi, kentin güneyinde yükselen Uludağ'da kurulmuştur. Osmanlı mimarisinin güzel örneklerine ve geniş kumsallara sahip Tekirdağ, üzüm bağları ve şarap festivalleri ile tanınmıştır. Balıkesir geniş ve önemli bir bölgenin merkezidir. Kuzeyinde termal merkeziyle ünlü Gönen ve ticari bir liman olan Bandırma bulunur. Bu liman İstanbul'dan sonra Marmara'nın en büyük limanıdır. Bandırma yakınlarındaki Manyas Gölü kıyılarında doğal Kuşcenneti Milli Parkı yer alır. Marmara kıyılarında sayısız güzel plajlar ve tatil merkezleri sıralanır. Bunlar arasında Çınarcık, Armutlu, Gemlik, Mudanya, Erdek, Marmara ve Avsa Adaları, Denizkent, Şarköy, Silivri ve termalleriyle ünlü Yalova'yı sayabiliriz

TÜRKİYE'DE NÜFUS, DİL VE DİN




NÜFUS

Kasım 1997 tarihinde yapılan Genel Nüfus Tespiti sonuçlarına göre ülkenin nüfusu 62.8 milyondur.Nüfus artış hızında son yıllarda azalma gözlenmektedir. 1990-1997 yılları arasında yıllık nüfus artış hızı binde 15.1 olmuştur. Türkiye'de nüfusun en önemli özelliklerinden biri genç olmasıdır. Türkiye dünyanın en hızlı kentleşme sürecindeki ülkelerinden biridir. Ticaret ve sanayiinin en fazla geliştiği bölge olan Marmara Bölgesi, en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olan bölgedir. Bunun dışında akarsu boylarında ve tarıma elverişli ovalarda da nüfus kalabalıklaşmaktadır.

DİL


Türkçe, Türkiye nüfusunun %90'ının anadilidir. Türkler 8. yüzyıldan bu yana birçok yazı dili kullanmakla birlikte en fazla Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabelerini kullanmışlardır. Cumhuriyet'in kurulup, milli birliğin sağlanmasından sonra, özellikle 1923-1928 yılları arasında Türkiye'de en çok alfabe sorunu üzerinde durulmuştur. Yeni Türkiye'yi çağdaş uygarlık düzeyine eriştirebilmek için Batı kültüründen de yararlanılması gerektiğine inanan Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu amaçla 1928 yılında Arap alfabesinin yerine, Türkçe'nin ses düzenine uygun olarak hazırlanan Latin harflerinin kabul edilmesini sağlamıştır.
Türkçe'nin yazı dili olarak geçirdiği tarihsel gelişim:
Eski Türkçe (VI - X y.y) : Orhon ve Yenisey yazıtları ile Uygurca metinlerde kullanılan dil.
Orta Türkçe (XI - XV y.y) : İlk İslami metnin yazılması ile yeni yazınsal Türk lehçelerinin oluşumunun tamamlanması arasında geçen dönemi belgeler. (Anadolu Türkçesi - Azerice - Türkmence)
Yeni Türkçe (XV - XX y.y) : (Özbekçe - Kıpçakça) Anadoluda ise bu dönemde Oğuzca'dan gelişen ve Osmanlıca adı verilen yazın dili kullanıldı.
Modern Türkçe (XX y.y) : Modern Türkçe XX. Yüzyılda dünyanın değişik yörelerinde kullanılan türk lehçelerini içerir. Bu yüzyılda Anadolu'da Türkiye Türkçesi kullanılmaktadı Türkçe dünya dilleri sınıflamasında bitişimli diller arasında yer alır. Çekim ve sözcük yapımı sırasında sözcük kökü değişmez. Çekim ve yapımlar eklerle sağlanır. Sözcüklerde eklerin sıralanışı "kök+yapımeki+çekimeki" şeklindedir. Cumhuriyet döneminde latin harflerinin kullanıldığı Türkçe'de 29 harf vardır. Bunlardan ç,ğ,ı,ö,ş harfleri Türk Alfabesine özgüdür.

DİN


Türkiye nüfusunun %99'u İslam dinine mensuptur. Nüfusun %1'lik kısmını ise Ortodoks, Yahudi, Katolik, Protestan ve diğer Hristiyan mezhepleri mensupları oluşmaktadır. Herkes dini inanç özgürlüğüne sahiptir. Din ve vicdan hürriyeti anayasal bir haktır.




KÜLTÜREL ZENGİNLİKLER ÜLKESİ TÜRKİYE




Dört mevsimin yaşandığı, binlerce doğal bitkinin yetiştiği, verimli topraklara sahip Türkiye, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir.Antalya yakınlarındaki Karain mağarasında yapılan arkeolojik kazılarda Paleolitik Çağ'ın alt, orta ve üst evrelerine ilişkin eserler bulunmuştur. Paleolitik Çağ'ın, genellikle günümüzden iki milyon yıl önce başlayıp on bin yıl önce son bulduğu kabul edilmektedir. Eski Yakındoğu ve Ege'nin en gelişmiş Neolitik Çağ yerleşim merkezi ise Konya'nın 52 km. güneydoğusundaki Çatalhöyük'tür. Anadolu, M.Ö. IV. binin sonu ile III. binin başlarında Eski Tunç Çağı'na girmiştir.

M.Ö. 1950 yılından itibaren Anadolu yazılı tarih dönemine girdi. Hititler, M.Ö. 1750 yılında Anadolu'nun merkezi sistemle yönetilen ilk devletini kurdular. Hititlere ait eserler Boğazköy, Alacahöyük, Eskiyapar, İnandık, Maşathöyük, Kargamış, Zincirli, Arslantepe, Karatepe, Sakçagözü ve Hitit egemenliği altındaki diğer yerlerde yapılan arkeolojik kazılarda elde edilmiştir.

Hitit İmparatorluğu'nu yıkan Frigler, M.Ö. 1200-700 yılları arasında Anadolu'nun bir bölümüne egemen oldular. Yönetim merkezleri Ankara yakınlarındaki Gordion'du. Van Gölü çevresinde M.Ö. I. binin başlarında başkent Tuşba (Van) olmak üzere bir devlet kuran Urartular, kültürel mirasımıza önemli eserler kattılar.

M.Ö. II. binin sonlarındaki Dor göçleriyle Batı Anadolu'da ilk Hellen kolonileri kurulmaya başladı. Batı Anadolu'da M.Ö. 1050'den itibaren İon Uygarlığının etkisi arttı. Karya, Likya ve Lidya Uygarlıkları M.Ö. VII- VI. yüzyıllarda en parlak dönemlerini yaşadılar. Ege Bölgesi'nin orta bölümünde başkentleri Sardes olmak üzere M.Ö. 700 yıllarına doğru bir devlet kuran Lidyalılar altın ve gümüşten tarihte ilk sikkeleri bastılar. Lidya Devleti, M.Ö. 546'da Persler tarafından yıkıldı. Ancak, Lidya uygarlığı M.Ö. 300'e kadar etkisini sürdürdü. Perslerin Batı Anadolu'daki egemelikleri sırasında Yunan ve Pers kültürlerinin kaynaşması sonucu Greco- Pers Stili eserler ortaya çıktı.

Büyük İskender'in Anadolu'yu işgaliyle Anadolu'da Hellenistik Dönem (M.Ö. 333-30) başladı. Bu dönemde Ege Bölgesi kentleri mimarî eserlerle donatıldı. Heykel sanatı gelişti. M.Ö. 30 yıllarından itibaren Roma egemenliği altında büyük bir kültürel gelişme görüldü. 395 yılında Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra Anadolu'da Bizans dönemi eserleri ortaya çıktı. Hıristiyanlığın yayılmasına paralel olarak dinî yapılarda ve eserlerde büyük artış görüldü. Bizans dönemi 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafindan fethiyle son buldu. Bu dönemde Ege Bölgesi kentleri mimarî eserlerle donatıldı. Bizans dönemi 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından fethiyle son buldu.

Türkler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde XI. yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya yerleşmeye başladılar. Büyük Selçukluların devamı olan Türkiye Selçukluları döneminde (1075-1318) bir yandan eski şehirler onarıldı, yeni yapılarla donatıldı, diğer yandan da yeni yerleşim merkezleri kuruldu. İslâmiyet'in gerektirdiği dinî yapılanma, öğretim kuruluşlarına, hastanelere öncelik verildi.

1299'da önce devlet, daha sonra da imparatorluk kuran Osmanlılar, Fatih Sultan Mehmet döneminde Anadolu'da birliği sağladılar. Fatih Sultan Mehmet'le başlayan yükseliş döneminde imparatorluk Orta Avrupa'dan İran içlerine, Kırım'dan Kuzey Afrika kıyılarına kadar genişledi. Osmanlı İmparatorluğu, kendi kültürünü yeni topraklarına taşırken oralardan da beğendiği unsurları aldı. Böylece zengin bir kültür mozaiği ortaya çıktı. XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı kültüründe Avrupa etkisi görülmeye başladı.

Yüce Atatürk'ün önderliğinde kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nden zengin bir kültürel miras devralmıştı. Atatürk, bu zengin mirası gün ışığına çıkarma, koruma ve tanıtma konusunda önemli çalışmalar başlattı. Türk Dil ve Tarih Kurumlannı kurdu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ni öğrenime açtı. Müzeciliğe önem verdi. Topkapı Sarayı'nı, Ayasofya'yı müze haline getirdi. Arkeolojik kazılara önem vererek pek çok eserin müzelerimize girmesini sağladı.

Türkiye, bir uygarlıklar beşiği ve kültürler mozaiği olarak dünyanın kültür zengini ülkeleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Doğal güzelliklerini, kültürel zenginliğiyle bütünleştirerek turizm alanında büyük atılımlar yapmıştır. Ülkemizde eski uygarlıklara ait eserlere en az Türk eserleri kadar önem verilmektedir. Bugün Balkanlarda, Orta Avrupa'da Türk eserlerinin pekçoğu yok edilmişken, Türkiye'de sanat değeri taşısın taşımasın tüm yabancı kökenli eserler koruma altına alınmıştır. Türkiye, şaheser niteliğinde binlerce esere sahiptir. Dünyanın 7 Harikası'ndan Efes Artemis Tapınağı ve Halikarnas Bodrum Mausoleumu da vaktiyle Türkiye topraklarında bulunuyordu. Türkiye'nin kültürel zenginliklerinin bir bölümüyle birlikte bu iki şahesere ait parçalar da bugün dünyanın önemli müzelerinde sergilenmektedir. Türkiye'de sadece şaheser nitelikli çiniler bir araya.getirilmeye çalışılsa ciltler dolusu eser ortaya çıkar. Yalılar, köşkler, camiler, medreseler, şadırvanlar, çeşmeler, ahşap minberler, kıyafetler müstakil kitaplara sığmaz. Ne mutlu ki, birbirinden güzel, şaheser niteliğinde binlerce esere sahip bir ülkeyiz.

TÜRKİYE’DE EĞİTİM




Türkiye'de, Türk Milli Eğitimin amaçlarının, temel ilkeler doğrultusunda devlet adına gerçekleştirilmesi görevi, Milli Eğitim Bakanlığı'na ait olup, kurum bugün, merkez, taşra ve yurtdışı örgütü ile bağlı kuruluşlardan oluşmaktadır. Bakanlığın merkez örgütü; bakanlık makamı, Talim ve Terbiye Kurulu, ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri, yardımcı hizmet birimleri hiyerarşisiyle şekillenmiştir. Yasa ile belirlenen Milli Eğitim Sistemi, "Örgün Eğitim" ve "Yaygın Eğitim" olmak üzere iki ana temelden hareketle yürütülmektedir.

Örgün Eğitim: Belirli yaş grubundaki ve aynı seviyedeki bireylere, amaca göre hazırlanmış programlarla, okul çatısı altında düzenli olarak yapılan eğitimdir ve okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim, yüksek öğretim kurumlarını kapsar.

Okul öncesi eğitim; isteğe bağlı olmak zorunlu ilköğretim çağına gelmemiş 3-5 yaş grubundaki çocukların ilköğretime hazırlanmalarını ve elverişsiz koşullardaki çevrelerden gelen çocuklar için ortak bir yetişme ortamının yaratılmasını amaçlar.

İlköğretim; 6-14 yaşlarındaki çocukların 8 yıl kesintisiz süren eğitim ve öğretimini kapsar, tüm yurttaşlar için zorunludur, devlet okullarında parasızdır ve bitirenlere ilköğretim diploması verilir.

Ortaöğretim; İlköğretime dayalı, en az 3 yıllık genel, mesleki ve teknik öğretim kurumlarının tümünü kapsar. Asgari bir ortak genel kültür vermenin yanında, öğrenciyi ilgi, yeti ve yetenekleri doğrultusunda yapacağı yüksek öğrenime de hazırlar.

Yükseköğretim ise, ortaöğretime dayalı, en az 2 yıllık yüksek öğrenim veren eğitim kurumlarının tümünü kapsar. Bunlar; üniversiteler, fakülteler, enstitüler, yüksek okullar, uygulama ve araştırma merkezleridir. Bu kurumlarda sürdürülen yüksek öğretim; öğrencileri lisans öncesi, lisans ve lisans üstü seviyelerinde yetiştiren bir bütünlük çerçevesinde düzenlenmiştir.

Yaygın Eğitim: Örgün eğitim yanında veya dışında düzenlenen faaliyetlerin tümünü kapsar bir şekilde örgün eğitimin içine girememiş ya da herhangi bir kademesinde kalmış veya çıkmış vatandaşlara istekleri doğrultusunda eğitim vermeyi amaçlar.

Yaygın eğitimi, halk eğitimi, çıraklık eğitimi ve uzaktan eğitim olarak sınıflandırmak ta mümkündür. 1999-2000 öğretim yılı itibariyle eğitim kurumlarının kademelerine göre okul sayısı 65 905, öğrenci sayısı 15 727 929 ve öğretmen sayısı 532 595'tir. Yüksek öğretim kurumlarında (1999-2000 öğretim yılı, resmi üniversiteler ve vakıf üniversiteleri birlikte) toplam öğrenci sayısı 2 milyon 788 bin 252'dir. Bu sayının 430 bin 219'u ön lisans, 2 milyon 358 bin 033'ü lisans öğrencisidir. Aynı yıl için, yine aynı üniversitelerdeki toplam öğretim üyesi ve elemanı sayısı 125 bin 345'dir. Bu sayının 433 bin 380'i öğretim üyelerini, 81 bin 965'i diğer öğretim elemanlarını ifade etmektedir.

Yurtdışı Örgütü; yurtdışında yaşayan vatandaşlara 21 eğitim müşavirliği, 18 eğitim ateşeliği olmak üzere 39 temsilcilik aracılığıyla hizmet vermektedir. Yurtdışında, 1999-2000 öğretim yılında örgün eğitim kurumlarındaki Türk öğrenci sayısı 867 bin 095'dir. Yine aynı yıl yurtdışında öğrenim gören özel ve resmi burslu öğrencilerin 21 bin 282'i lisans, 5 bin 458'i master, 2 bin 456'sı doktora olmak üzere toplam sayısı 29 bin 196'dir. Ayrıca, eğitim-öğretim alanında Orta Asya Cumhuriyetleri ve Türk Toplulukları ile başlatılan işbirliği çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Orta Asya Cumhuriyetleri'nde 12 okul ve altısı Türkiye Türkçesi ile eğitim veren eğitim-öğretim merkezi açılmıştır. Bu kurumlarda 246 öğretmen tarafından 3 bin 721 öğrenciye eğitim hizmeti verilmektedir. Bu cumhuriyetlere tanınan kontenjan gereği Türkiye'de halen 8 bin 064 öğrenci öğrenim görmektedir. Türkiye'nin 71 yabancı ülke ile eğitim, bilim ve kültür anlaşmaları bulunmakta ve bunlarla ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.

Türkiye'de eğitim; ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmenin en önemli öğesi olarak görüldüğünden hükümet ve kalkınma planlarında öncelikli sektör olarak yer almaktadır. Bu amaçla 1996-2010 yıllarını kapsayan Eğitim Ana Plânı yapılarak; eğitimin bireysel, ulusal ve küresel istemlerine cevap verecek şekilde esnekleştirilmesi ve getirilen kolaylıklar yardımıyla istenilen yüksek entelektüel seviyeye ulaşılması hedeflenmektedir. Böylelikle dünya kültürü ve teknolojisine katkıda bulunacak Türk insanının her geçen gün artacağına olan inanç da güçlenmektedir.

YABANCILARA TÜRKÇE EĞİTİM VEREN KURUMLAR


ANKARA'DA...
TÖMER (Türkçe Öğretim Araştırma ve Uygulama Merkezi), 1984 yılında Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı olarak kurulmuştur. Amacı, yurt içinde ve yurt dışında Türkçe öğretmek, Türkçe'yi ve Türk kültürünü tanıtmak için şubeler açmak; yabancılara, yurt dışındaki Türklere ve dilimizi öğrenmek isteyen herkese Türkçeyi öğretmek; Türkçe'nin anadili olarak eğitimi ve öğretimi konusunda programlar hazırlayıp yöntemler geliştirmek, bu konu ile ilgili yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmaktır. Türkçe kursları, TÖMER'in Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa ve Trabzon illerindeki şubelerde verilmektedir.

“Ödev Arsivi” sayfasına dön